top of page
  • Instagram
  • Twitter
  • Facebook

TÜRK MEDENİ KANUNU’NUN 1007. MADDESİ KAPSAMINDA TAPU SİCİLİNDEN DOĞAN ZARARLARDAN DEVLETİN TAZMİNAT SORUMLULUĞU

  • Yazarın fotoğrafı: Kazım Engin Karaca
    Kazım Engin Karaca
  • 19 Oca
  • 3 dakikada okunur

1. GİRİŞ


Tapu sicili, taşınmaz mülkiyetinin ve diğer ayni hakların güvenliğini sağlamak amacıyla oluşturulmuş, Devletin gözetim ve sorumluluğu altında tutulan resmî bir sicildir. Tapu siciline güven ilkesi, hukuk güvenliğinin ve mülkiyet hakkının korunmasının temel dayanaklarından biridir. Ancak uygulamada, tapu sicilinin tutulması sırasında yapılan hata ve eksiklikler nedeniyle kişilerin mülkiyet ve ayni haklarının zarar gördüğü durumlarla karşılaşılmaktadır.


Tapu sicilinin tutulmasından kaynaklanan bu zararların giderilmesine ilişkin temel düzenleme, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 1007. maddesinde yer almakta olup, Devlete kusursuz sorumluluk yükleyen özel bir sorumluluk rejimi öngörülmüştür.


2. TMK m. 1007’NİN HUKUKİ NİTELİĞİ


TMK m. 1007 hükmü şu şekildedir:


“Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur.

Devlet, zararın doğmasına kusuru bulunan görevlilere rücu eder.”


Bu hüküm uyarınca Devletin sorumluluğu;


Doğrudan,


Kusursuz,


Objektif


niteliktedir.


Zarar görenin, tapu görevlilerinin kusurunu ispat etmesi gerekmez. Sorumluluğun doğması için zararın, tapu sicilinin tutulması faaliyetiyle uygun illiyet bağı içinde bulunması yeterlidir.


3. TMK m. 1007 KAPSAMINDA DEVLETİN TAZMİNAT SORUMLULUĞUNUN ŞARTLARI


Yargıtay’ın yerleşik içtihatları doğrultusunda, Devletin TMK m. 1007 kapsamında sorumlu tutulabilmesi için aşağıdaki şartların birlikte gerçekleşmesi gerekir.


Zararın, tapu sicilinin tutulması faaliyeti kapsamında meydana gelmiş olması zorunludur. Bu kapsamda;


Hatalı veya eksik tescil,


Hukuka aykırı terkin,


Gerçek hak sahibinin sicile yansıtılmaması,


Mükerrer veya yanlış kayıt,


Kesinleşmiş mahkeme kararlarının tapuya yanlış veya geç işlenmesi,


Yolsuz tescil


gibi hâller tapu sicilinin tutulmasından kaynaklanan hukuka aykırı işlem veya ihmaller olarak kabul edilmektedir. Tapu işlemleri, kadastro tespiti işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden sıralı işlemler olup, tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan, bu kayıtlarda yapılan hatalar, hatalı tapu sicili oluşmasına sebebiyet verdiği için, kadastro tespitinde yapılan hatalar da, TMK'nun 1007. maddesi anlamında tapu sicili kavramı içindedir. Açıklanan nedenlerle kadastro tespiti sırasında yapılan hatalar sonucunda zarar gören tapu maliki de TMK'nun 1007. Maddesi uyarınca tazminat talep edebilecektir.


Tapu siciliyle doğrudan ilgisi bulunmayan idari işlemler TMK m. 1007 kapsamında değerlendirilemez.


4. TAZMİNAT DAVASININ USULÜ VE ZARARIN BELİRLENMESİ


Davalı: Hazine

Görevli Mahkeme: Asliye Hukuk Mahkemesi

Yetkili Mahkeme: Tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesi


4.1. Zamanaşımı


TMK m. 1007 kapsamındaki sorumluluk, haksız fiilden değil, kanundan doğan kusursuz sorumluluk niteliğinde olduğundan, bu davalarda TBK'nun 146. maddesi uyarınca 10 yıllık genel zamanaşımı süresi uygulanır. Zamanaşımı süresi, zararın doğduğu tarihten itibaren işlemeye başlar. Zarar, mülkiyetin kaybedildiği tarih olan tapu iptaline ilişkin mahkeme kararının kesinleştiği tarihte doğar.


Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 10.11.2022 tarih, 2019/652 E., 2022/1486 K. sayılı kararı uyarınca, TMK m. 1007’ye dayalı davalar belirsiz alacak davası olarak açılabilir.


4.2. Zararın Belirlenmesi


Zarar, mülkiyetin kaybedildiği tarih olan tapu iptaline ilişkin mahkeme kararının kesinleştiği tarihte doğar. Değer tespiti ve faiz başlangıcı bu tarih esas alınarak belirlenir.


Zarar miktarı belirlenirken taşınmazın tapudaki niteliği ile fiilî ve hukukî durumu dikkate alınır. Zarar miktarı belirlenirken çekişmeli taşınmazın tapudaki niteliği ile hali hazır eylemli ve hukukî niteliğinin saptanması gerekir. Öncelikli olarak yapılacak bu belirleme, taşınmazın tazminata esas alınacak niteliğinin saptanmasında kullanılacak yöntem açısından önemlidir.

Dava konusu taşınmaz tarla ise tazminatın, münavebe usulüyle hasılat elde etme; üzüm bağı, meyve ve narenciye bahçesi olarak kullanılıyorsa ürün alma yöntemiyle belirlenecek gelir metoduna göre, arsa vasfında ise dava tarihinden önceki, özel amacı olmayan emsal satışlara göre hesaplanması gerekir. Bu itibarla emsal satışların değerlendirme tarihindeki karşılıklarının, fiyat artış endeksleri uygulanarak tespit edilip, emsal ile davaya konu taşınmazın eksik ve üstün yönlerinin neler olduğu ve oranları açıklanmak suretiyle taşınmaza değer biçilmelidir.


5. SONUÇ


TMK m. 1007, tapu siciline duyulan güvenin korunmasını amaçlayan ve Devlete kusursuz sorumluluk yükleyen istisnai bir düzenlemedir. Tapu sicilinin tutulmasından kaynaklanan hukuka aykırı işlemler nedeniyle zarara uğrayan kişiler, kusur ispatı aranmaksızın Devletten tazminat talep edebilmektedir.


Yargıtay’ın yerleşik içtihatları, tapu siciline güven ilkesini esas almakta ve mülkiyet hakkının etkin korunmasını sağlayacak şekilde TMK m. 1007’yi geniş yorumlamaktadır.

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör

Yorumlar


bottom of page